Şarkı Sözleri, Şarkı Sözlerim, Şarkılar

Cem Karaca Kategorisi

Cem Karaca – Muhtar

Cem Karaca – Muhtar

Dostluğun adını saklı koymuşlar
Yazın beni yoğa gayrı
Kendim vazgeçtim ben kendimden
Yazın beni yoğa gayrı
Yalanmış yarimin yeminleri
Dul çıktı şu şehir gelinleri
Kararmış dostlarımın elleri
Yazın beni yoğa gayrı
Ne malın var ne de mülkün babadan
Seni bulduk mutluluğu biz yaradan
Kara yazmış yazımızı yaradan
Yazın beni yoğa gayrı
Ne zor imiş be ey muhtar ah unutmak
Dost elinden yaralanıp vurulmak
Bundan sonra haram bize yaşamak
Yazın beni yoğa gayrı

Cem Karaca – Canım Benim

Cem Karaca – Canım Benim

Canım benim. Sarı kara bir sansar olmak mı iyi
Bir tilki mi?
Ya da o lacivert rüzgarlarına basmak
Gönül yelkenini
O bizim denizlerin
Yağmuruyla karıyla güneşiyle
Sevmek doğuşu
Ve nice güzelmiş demek mi?
Yorulup yaşamakla armaş dolaş
Zorlu havalar sonrası
Kuytu koy dingilliğinde
Beraber türküler söylemek mi?
Yalnız yakını ve kolayı sevmek mi murat
Bu ne yangın yeri geride kalan demek mi
Canım benim
Seni böyle özlemek mi
Özlemek mi?

Cem Karaca – Money Money

Cem Karaca – Money Money

Mani mani din kitap allah kelam
Bitir işi dön köşeyi vesselam
Doğum mani ebe mani ölünce imam mani
Ana mani baba mani ölünce miras mani
Mani mani din…
Bitir işi ……..
Mani mani gül mani ağla mani
Hem ğla hem dumanı bağla mani
Ahlak mani haya mani keyifte keder mani
Irz mani namus mani herkese peder mani
Mani mani din ………
Bitir işi …………………
Mani mani seni sevmeyen ölsün
Ölmez ise sürüm sürüm sürünsün
Sürünmekte ders olmazsa şaşkına
Zor iş ama uzun uzun düşünsün

Cem Karaca – Şeyh Bedreddin Destanı

Cem Karaca – Şeyh Bedreddin Destanı

Sıcaktı,
sıcak.
Sapı kanlı, demiri kör bir bıçaktı
sıcak
Sıcaktı.
Bulutlar doluydular,
Bulutlar boşanacak
boşanacaktı.
O kımıldanmadan baktı,
kayalardan
iki gözü iki kartal gibi indi ovaya.
Orda en yumuşak, en sert
en tutumlu, en cömert,
en seven,
en büyük, en güzel kadın;
TOPRAK Nerdeyse doğuracak doğuracaktı.

Sıcaktı.
Baktı Karaburun Dağlarından O
Baktı bu toprağın sonundaki ufka çatarak kaşlarını;
Kırlarda çocuk başlarını kanlı gelincikler gibi koparıp,
Çırılçıplak çığlıkları sürükleyip peşinde,
Bes tuğlu bir yangın geliyordu karşıdan ufku sarıp.
Bu gelen Şehzade Murat’tı
Hükmü Humayun sadır olmuştu ki Şehzade Murat’ın ismine
Aydın eline varıp Bedreddin halifesi mühid Mustafa’nın başına ine.
Sıcaktı.
Bedreddin halifesi mühid Mustafa baktı,
baktı köylü Mustafa
baktı korkmadan, kızmadan, gülmeden.
Baktı dimdik dosdoğru.
Baktı O.
En yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert,
en seven,
en büyük, en güzel kadın;
TOPRAK Nerdeyse doğuracak doğuracaktı.
Baktı Bedreddin yiğitleri kayalardan ufka baktılar.
Gitgide yaklaşıyordu bu toprağın sonu fermanlı bir ölüm kuşunun kanatlarıyla.
Bu kayalardan bakanlar,onu
üzümü, inciri, narı;
tüyleri baldan sarı,
sütleri baldan koyu davarlan,
ince belli aslan yeleli atlarıyla,
duvarsız ve sınırsız bir kardeş sofrası gibi açmıştılar.
Sıcaktı.
Baktı.
Bedreddin yiğitleri baktılar ufka…
en yumuşak, en sert,
en tutumlu, en cömert,
en seven,
en büyük, en güzel kadın;
TOPRAK Nerdeyse doğuracak, doğuracaktı.
Sıcaktı.
Bulutlar doluydular.
Nerdeyse tatlı bir söz gibi ilk damla düşecekti yere
Birdenbire
kayalardan dökülür, gökten yağar, yerden biter gibi,
bu toprağın verdiği en son eser gibi
Bedreddin yiğitleri şehzade ordusunun karşısına çıktılar.
Dikişsiz ak tibaslı baş açık, yalnayak ve yalınkılıçlılar.
Mübalağa cenkolundu.
Aydının Türk köylüleri,
sakızlı Rum gemiciler,
Yahudi esnaflan,
onbin mühim yoldaşı Börklüce Mustafanın
düşman ormanına onbin balta gibi daldı.
Bayrakları al, yeşil,
kalkanları kakma, tolgası tunç saflar pare pare edildi ama,
Boşanan yağmur içinde gün inerken akşama
onbinler ikibin kaldı,
Hep bir ağızdan türkü söyleyip,
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanağından gayri her şeyde,her yerde hep beraber diyebilmek için
Onbinler verdi sekizbinini…

Yenildiler
Yenenler, yenilenlerin dikişsiz akgömleğinde sildiler
Ve hep beraber söylenen bir türkü gibi, kılıçlarının kanını.
Hep beraber kardeş elleriyle işlenen toprak
Edirne sarayında damızlanmış atların eşildi nallarıyla.
Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların zaruri neticesi bu.
DEME…
Bilirim
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
O bu dilden anlamaz pek.
O “Hey gidi kanbur felek, hey gidi kahpe devran hey”, der.
Ve teker teker,
Bir an içinde,
Omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri, yüzleri kan içinde.
Geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak,
geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlupları.
Dostlar
biliyorum
Dostlar
biliyorum nerde, ne haldedir O.
Biliyorum gitti gelmez bir daha.
Biliyorum bir deve hörgücünde, kanayan bir çarmıha, çırılçıplak bedeni mıhlıdır kollarından.
Dostlar bırakın beni, bırakın beni
Dostlar bir varayım göreyim Bedreddin kullarından Börklüce Mustafayı Mustafayı.
Boynu vurulacak ikibin adam, Mustafa ve çarmıhı.
Cellat kütük ve satır herşey hazır herşey tamam.
Kızıl sırma işlemeli bir başa, altın üzengiler, kır bir at.
Atın üstünde kalın kaşlı bir çocuk, Amasya padişahı şehzade Sultan Murat.
Ve yanında onun bilmem kaçıncı tuğuna ettiğim Bayezid paşa

Satırı çaldı cellat
Çıplak boyunlar yandı nar gibi,
yeşil bir daldan düşen elmalar gibi birbiri ardına düştü başlar.
Ve her baş düşerken yere.
Çarmıhından Mustafa
baktı son defa.
Ve her yere düşen başın kılı depremedi;
İRİŞ DEDE SULTANIM İRİŞ dedi bir,
Başka bir söz demedi.

Cem Karaca – Edalı Gelin

Cem Karaca – Edalı Gelin

Dağ başına vardım gülleri çoktur
Güzeller geliyor sevdiğim yoktur
Edalı gelin şalvarlı gelin öldürdün beni
Şu derenin alucundan ucundan
Aman şu derenin alucundan ucundan
Bana varsan ölürmüydün acından
Edalı gelin şalvarlı gelin
Yüksek elvanlarımı bülbüller öter
Bülbülün figanı bağrımı deler
Ne biçim yürekmiş bu baboy
Teper ha teper teper teper
Yolumuz gurbete düştü halimiz beter

Cem Karaca – Resimdeki Gözyaşları

Cem Karaca – Resimdeki Gözyaşları

Birgün belki hayattan
Geçmişteki günlerden
Bir teselli ararsın
Bak o zaman resmime
Gör akan o yaşları

Benden sana son kalan
Bir küçük resim şimdi
Cevap veremez ama
Ağlar yalnızlığına

Ve işte arda kalan
Bir avuç anı şimdi
Koyup da bir başına
Bırakıp gittin beni

Sen yalnız değilsin
Biliyorum neredesin
Bu üzerdi beni
Yaşasaydın ve görseydin

Birgün belki hayattan
Geçmişteki günlerden
Bir teselli arasın
Bak o zaman resmime
Gör akan o yaşları

Yukarı